9 Aralık 2013 Pazartesi

MARDİN - Gezi Yazı Dizisi # 12

Ah Mardin Ahh! Yüzyıllardan beri din kardeşliğinin, tüm inançlara duyulan saygının, dinine bakmaksızın kurulan dostluk ve komşulukların hikayesi Mardin'de yazılmış. Bir köşede cami, diğer köşede kilise, öteki tarafta ise sinagog... İşte böyle bir yer Mardin... Bu farklılığı görünce İstanbul gibi bir şehirde ne kadar da kısıtlı, anlayışsız ve saygısız bir ortamda yaşadığımızı görüyoruz...




Mardin kartpostallarını süsleyen, Mardin Kalesi'nin gece görünüşünü kanlı canlı bir şekilde gördük. Nitekim fotoğraflamak konusunda başarılı olamadık. Gece çekimi bambaşka bir şeymiş...




Mardin Kalesi ve yerleşiminin gündüz görünümü de bu fotoğraftaki gibi. Gündüz çekimlerinde daha başarılıyız  sanırım :)
















Mardin'deki kapılarda iki tokmak var. Rehberimiz çok geçmeden konuyu bize anlattı. Tokmaklardan birisi daha alçakta, diğeri ise daha yüksekte. Kapıya gelen kişi kadın ise alçakta olanı, erkek ise yüksekte olanını çalarmış. Bu tokmakların sesleri de birbirinden farklıymış. İçeriye gelen sese göre aile, kadın mı yoksa erkek mi misafir geldiğini anlar ve ona göre davranırmış.








Mardin demek, dar sokak demek... Hem de ne dar...




Sokaklar o kadar dar ki, arabalar giremiyor. Çöp toplamak için de mecburen atlar ve eşşekler kullanılıyor. Büyük bir hayvansever olarak bu durumu kabul edemesem de bölgede bu kabul görmüş ve böyle devam ediliyor...




MİDYAT - TELKARİ


Midyat'ta telkari çarşısına uğradık. Mağazaları gezdik, telkarileri hayranlıkla seyrettik. Ne giyim ne de dekorasyon anlamında zevkimiz olmadığı için bir şey almadık. 









ABDÜLLATİF CAMİİ

Daracık, parke taşlı Mardin sokaklarından yürüyerek bir camiiye geldik. Selçuklu döneminin tüm mimari özelliklerini, hikayelerini anlatıyordu. 



Şu kapı üzeri süslemelerine bakar mısınız? Öyle güzel ki... Bir de yine rehberimiz detaylıca anlatmıştı ama ben unuttum, kapı üzerindeki bu üçgenlerin birer matematiği, düzeni ve anlamı varmış...




Hayatı sembolize eden çeşme. Su ince bir yerden akıp çıkıyor, yavaş yavaş bölmeleri geçip son uca kadar geliyor. Çıkış noktası doğumu ve bebekliği, sonraki bölüm çocukluğu, sonraki uzun bölüm yetişkinliği ve en son çıkış kısmı da ölümü temsil ediyormuş. Çıkan su ise büyük bir havuzda toplanıp, oradan da toprağa akıp gidiyor...












DEYRULZAFARAN MANASTIRI


Adından da anlaşılacağı gibi safran yetiştirilirmiş burada. Adını da safrandan almış zaten... Dini eğitim verilen, merkezin dışında yüksek bir yerde tek başına yerleşmiş, inziva gibi bir yapı. İçerisi çok temiz, düzenli, estetik ve medeni.



Resimlerde göreceğiniz tüm kapılar orjinalmiş. Çok değerli ve eski... Üzerindeki işlemeler anlatılmaz güzellikte



Manastırın içi bu tip kapalı taş odalarla dolu








Yine orjinal kapılar. Muhteşem...




Benim çok ilgimi çekmemiş olsa da eşimin çok ilgisini çekti. Medresenin, kibritlerden yapılmış maketi.




Tam da ağa gibi olmamış mı?




Medresenin balkonundan görünen manzaraya vermişim sırtımı




Manastırın girişi. Yukarıda anlattığım dağ başı olma durumunu kanıtlar nitelikte bir resim





KASIMİYE MEDRESESİ


Kasımiye Medresesi de dağın başında, Deyrulzafaran Medresesi'ne mesafe olarak oldukça yakın ve benzer bir yapıda. Bizim gittiğimiz dönemde yeni onarımdan çıktığı için biraz boş ve inşaat tozluydu. 

 
Mardin'deki her yapının taş rengi o kadar güzel ki




Yine bir hayat çeşmesi



Bu medrese de tek hoşuma gitmeyen şey bu oldu. Öyle güzel bir tarihin ve yapının içerisine böyle basit, konuyla alakasız ve yeni bir süsleme koymak... Bölgede fil bile yok ki!




Yine evinin balkonundaki ağamız. "Hep buralar benim!"





ULU CAMİİ

Bir ulu camii de burada çıktı karşımıza :) Geniş avlulu, temiz tutulmuş, taştan bir camii.



Yine hikayeli ama benim bilmediğim yapılardan birisi. Hava çok sıcaktı, dinleyemedim vallahi!








Camiinin içerisine girince karşınıza Sakal-ı Şerif çıkıyor




Kapılar yine yüzlerce yıllık orjinaller. Renkleri, şekilleri, hikayeleri fotoğraflara çok güzel yansıyorlar






9 yorum:

hümeyra Mutlu dedi ki...

Fil belki değerli birilerinden hediye gelmiştir diye düşündüm.Saygılarından dolayı koca fili medreseye kondurmuş olabilirler :)Başka bir bakış açısı gelmedi aklıma.Çok güzel bir gezi olmuş.Ben önce Karadeniz sonra Güneydoğu turu planlıyorum.Ama kimbilir ne zaman?Yaş nohut çocukluğumun vazgeçilmeziydi.Görünce bir yutkundum.Daha nice gezileriniz olur umarım.
Sevgiler.

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

@hümeyra mutlu, fil için çok mantıklı bir bakış açısı... benim aklıma gelmemişti kesinlikle :) Biz de mutlaka Karadeniz'e gitmek istiyorum. Umarım hepimize çok keyifli ve güzel anılarla dolu nice seyahatler olur. Sevgilerimle :)

Adsız dedi ki...

:) o fil değil. filli su saati. el cezeri'nin eseri! bombasınız 💣

beyza aydin baser dedi ki...

Fil, bir su saati. Ve Türk-İslam eserleri içerisinde oldukça büyük bir önemi var. Tabi önüne bir açıklama konmadıysa, büyük eksiklik...

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

beyza aydin baser, işte bu yazıları bu nedenle yazmayı seviyorum. Eksik kaldığım, bilmediğim şeyleri elbet bir bilen çıkıyor ve benimle paylaşıyor, teşekkürler!

Biz gittiğimizde hafiften inşaat durumu vardı, sanki yeni düzenleniyordu her şey. Kesinlikle ilgili bir tabela, açıklama panosu vs. yoktu. Şimdi koymuşlardır belki.

Adsız dedi ki...

Yazı ve fotoğraflarınız güzel. Eksik bir bilgiyi de ben tamamlayayım. Deyrulzaferan Medresesi diye br kaç yerde yazmışsınız. Doğrusu Manastır olacak. Medrese Muslumanlara ait bir terimdir. Fil konusuna gelince, sizin de malumunuz üzere Mardin Artuklu beyliğinin uzun yıllar başkentliğini yapmış. Bu sırada sarayda çalışan ve mekatronik ilminin kurucusu olarak bilinen Ebul iz El-Cezeri ye ait bir saat. İşin ilginç tarafı Avrupalılar daha 11.yüzyılda yaşamış bu büyük mucidi biliyor iken bizim tarihimizi bilmememiz ne kadar tuhaf değil mi?

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Adsız, çok güzel bir katkı oldu, çok teşekkür ederim.

songül kılıç dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
10 numara dedi ki...

Filli su saati.