5 Kasım 2014 Çarşamba

Çocuklara Yardım Etmemek

Başlık pek bana uymamış değil mi? Hep savunduğum görüşlerime oldukça ters... Herkes, her yaştan, her yaşa, herkese, elinden geldiği kadar yardım etmelidir aksine. Bu yardım her zaman "güzel yüzlü" olmayabilir, bazen birisine yaptığın eleştiriler de yardımdır, elinden o geliyordur...

Hep derim, ben anne değilim, annelik ile ilgili konularda ahkam kesmek asla bana düşmez ancak bazı durumlar karşısında akıl var, mantık var... Bilhassa ülkemizdeki annelikte ve bu annelik karşısında yetişen bireylerde ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Bağımsız davranamayan, sıkılgan, sürekli karşısındakine sırt dayamaya meraklı, oldukça beceriksiz, karar alma ve risk analizi konularında yetersiz bireyler yetişiyor. Hemen sinirlenmeyin güzel anneler, olmaz mı? Bakın diğer ülkelere... Özgür bireyler, kendi kararlarını ve sorumluluklarını alan, maddi ve manevi olarak her anlamda bağımsız bireyler...

Ben bu yurtdışı ve Türk gelenekleri ile yetiştirme yöntemlerinin farklılıklarını, hayatımda ilk defa İngiltere'de eğitim için bulunduğum dönemde, yanlarında kaldığım iki farklı aileyi izlediğimde ve gözlemlediğimde farketmiştim. Öncesinde kardeşli ya da kalabalık bir ailede yaşamadığım için Türk kültüründeki çocuk yetiştirme yöntemlerini farketmemiş ve farklı tiplerle karşılaştırma fırsatı yakalayamamıştım.

Yanlarında dönemsel olarak kaldığım iki ailenin de 1-2 yaş arasında çocukları vardı. Ufak deyip geçmeyin, tüm çocuklar bir dizi kurala ve programa tabiidiler. Misal, bir yaşındaki çocuk her akşam aile ile beraber sofraya oturmak zorundaydı. Kendisine verilen çocuk çatalı ve bıçağını kullanmak zorundaydı. Bizde böyle bir uygulama olmuyor genelde. Sanırım çocuk kolay yesin diye ya çatal ya da kaşık veriliyor. Onlarda ise o çocuğa bıçak kullanmak öğretiliyor, bıçağı kullanmaz ise yemek yiyemeyeceği anlatılıyor.


Ayrıca bu yaş aralığındaki çocuklar sofrayı kurarken yardım ediyorlar (Yaş 1-2 arası diyorum). Kendi plastik tabaklarını, çatal ve bıçaklarını sofraya taşıyorlar. Bıçağın sağa, çatalın sola koyulduğunu biliyorlar ve sofrayı kurabiliyorlar. Her akşam... Anne ve babaları da bu işleri sırasında çocuklarına asla yardım etmiyorlar, aksine sofrayı denetleyip yanlış düzenledikleri yerleri çocuklarına gösterip, yeniden düzenlemelerini istiyorlar. Taa ki olması gereken düzene gelene kadar...

Bu ailelerde en çok dikkatimi çeken özelliklerden birisi de çocuklarına yardım etmemeleriydi. Yanlış anlatmak istemem... Çocuklarının yapabilecekleri şeylerde yardım etmiyorlardı. Yani sofra kurmak, yemek yemek, ellerini yıkamak, oyuncaklarını toplamak, giyebilecekleri kıyafetleri giymek, düştüğü zaman eğer ki bir yerine bir şey olmamışsa kendi kendine yerden kalkmak...gibi. Bu sayede çocuklar kendilerine yetebileceklerini, becerilerinin olduğunu, başarabilecekleri şeyler olduğunu, bağımsız olduklarını hissediyorlar. Bu hisler, karakterlerinin gelişimini şekillendiriyor, kendine güvenen bireyler ortaya çıkartıyor. Bir de bu yöntemi, çocuk üzerinde yetişkin olana kadar her alanda uyguladıklarında dünyayı yönetebiliyorlar. İşte böyle...

Bir defa hiç unutmam, sokakta bir bankta oturuyoruz arkadaşımla, insanlara bakıyoruz. Etraf kalabalık... Aileler, çocuklar, gençler... Bir anda 2-3 yaşlarındaki bir çocuk, koşarker paatt diye yere kapaklandı, düştü. Her çocukta olur ya, kafasını hafifçe yerden kaldırdı, annesine baktı. Annesinin tepkisine göre o da tepkisini belirleyecek :) Annesi de eş zamanlı olarak çocuğa bakıyor tabi, hasar analizi yapıyor :) Çocuğun çenesi hafif kanamış ama onun dışında hiçbir şeyi yok. Anne direkt olarak, "Hiçbir şeyin yok, hadi kalk yerden" diyor. ve kalkmasına bile yardım etmiyor, sadece yanında duruyor ve sevgiyle ona bakıyor. Tabiki çocuk annesine güveniyor, anne çığlık atmıyorsa onun da atmasına gerek yok. Yerden kalkıyor, annesi sarılıyor ve yollarına devam ediyorlar. Bu çocuk neyi öğrendi? Düştüm, yerden kalkabildim, çok iyiyim... Yardıma ihtiyacım olmaksızın, düştüğümde yerden kalkabilirim...

Bu durum bizde yaşandığında ise annenin çığlıklarıyla çocuğun çığlıkları birbirine karışıyor, annenin paniği çocuğu daha çok delirtiyor. Düşünsenize, çocuğun hayatta en çok güvendiği kişi annesi ve annesi böyle davranıyorsa ne kadar çok korkuyor! Düşen çocuğun yanına depar atarak koşan anne, "Dur, dur kalkma! Neyin var? İyi misin? Düştün mü? Ayyyyyy!" diye deliriyor ve çocuğa kalkması için bile izin vermiyor, illa ki kendisi kaldıracak... İyi anne olacak ya...

Velhasıl yine daldan dala atladım, biliyorum... Fikrimin özünü anlatabilmişimdir umarım... Dediğim gibi, annelik hakkında ahkam kesmek ya da anneleri eleştirmek, bir şey öğretmek bana düşmez, haddime değil... Ben sadece acizane gözlemlerimi paylaşmak istedim. Bu kadar küçük örnekleri, her yaşa ve her olaya genellerseniz, bu ülkelerin neden dünyayı yönettiğini, dünyayı yönetecek bireyleri nasıl ortaya çıkarttıklarını daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Çocuklarımızı gözlemleyelim, yapabilecekleri şeylerde yardım etmeyelim. Yardım isteseler bile kendi kendilerine yapmaları için yüreklendirelim, güven verelim. Tamam biliyorum, kültürümüzde "iyi anne" demek ilgili ve elini çocuğunun üzerinden çekmeyen anne demek. Ancak gelişelim, değişelim, daha iyi olalım, olmaya çalışalım?

Tüm anneleri öpüyorum, böyle güzel bir işi layıkıyla yapmaya çalışmanın ne kadar zorlu olduğunu tahmin edebiliyorum. Sabrınıza, çocuklarınıza gösterdiğiniz sevginize, saygı duyuyorum ♥

17 yorum:

Kitapsız Kedi dedi ki...

- Sen anne değilsin, nereden bileceksin!
- Anne olmadan anlayamazsın!
Çocuk yetiştirmeyle ilgili ne zaman birilerine ufak tavsiyeler ya da örnekler sunsam bu şekilde tepkiler alırım annelerden. Anne olmadığım için kınanır, bol keseden atar duruma getirilirim. O yüzden de artık vazgeçtim. Bizim toplumumuzun bağımlı çocuk - bağımlı anne psikolojisinden kurtulabileceğini sanmıyorum.
Cesaretin için kutlarım, yazdıklarına da sonuna kadar katılıyorum.

bücürükveben dedi ki...

1- 2 yaşında bıçak kullanmayı öğretmeleri bana biraz aşırı geldi yahu:)))ama sofraya yardım etmeleri, kendi başlarına bir şey yapmaları için teşvik tabii ki olmalı, benim yeğenim 2.5 yaşındaydı çay yapardık ona da şekerliği tuttururduk şekerliği uzatırdı anneannesine bana vs. çok hoşuna giderdi :) yazını okuyunca aklıma geldi...:)

bücürükveben dedi ki...

yorumu gönderdikten sonra eklemek istedim, 1- 2 yaşta çocuğa çatal, bıçak kullanmayı öğretirken çocuklar için özel olarak tasarlanmış çatal, bıçaklarsa olabilir diyecektim.
Çünkü bizim yani yetişkin insanın kullandığı çatla, bıçak hatta kaşık 1- 2 hatta 6 -7 yaşındaki çocuk için bile uygun olmaz, zorlanır bu da çocukta aşağılık duygusuna yol açabilir, koca koca insanlar bazen bıçak iyi törpülenmemişse zorluk çekiyorlar:)))onlar için minik minik plastik bıçak filan olabilir, çünkü o yaşta çocuk çatalı, kaşığı, kalemi bizden farklı şekilde tutuyor, buna göre tasarımcılar da öyle kaşıklar tasarlamışlar ki, bize tuhaf gelir ama çocuk için normal gelir:) o şekilde olursa olabilir tabii...yoksa yanlış sonuç verebilir diye düşündüm

burcuuuuk dedi ki...

İlk başta başlık sana uymamış gibi görünse de yazının tamamını okuyunca tam da sana göre olduğu anlaşılıyor aslında :) Biz millet olarak gerçekten çocuk yetiştirmekten bihaberiz. Çocukları birey olarak değil kendi uzantımız olarak görüyoruz çünkü. Bunu aşabilirsek eğer kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler yetiştirebiliriz ancak.

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Kitapsız Kedi, malesef herkes böyle diyor, aynen... Yine de dediğim gibi çok sınırları zorlamak istemiyorum, gerçekten de kaçırdığım ya da derimin altına işlemiş kültürel takıntılarım benim de vardır ve anne olunca çıkmayı bekliyordur... Ancak karşıdan bakınca tablo bu... Anneler ise böyle konularda çok hassaslar. Sanki onların anneliklerine dil uzatıyoruz. Aksine kendi görüşümüzü dile getirmemizde ne sakınca var, bilemiyorum.

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

bücürükveben, Müjde ablacığım aynen söylediğiniz gibi. Yeğeninize verilen görev gibi bahsettiğim konu... Ona bir şey yaptığını, yapabildiğini hatırlatmak, yaptırmak... Kim bilir 2.5 yaşında çocuk haliyle ne hoşuna gidiyordur o görevi yerine getirmek...

Tabiki bahsettiğim çatal ve bıçak, yazıdaki fotoğraftaki gibi bebekler için üretilmiş olanlardandı. Fiziksel olarak zarar vermesi mümkün değil :) Bir de o çatal ve bıçağı öyle güzel tutup kullanırlardı ki şaşarsınız. Küçücük yaşta öğrenmiş, patatesini falan kendisi keserdi hep...

Sevgilerimle ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

burcuuuuk, Burcu'cuğum ne kadar doğru bir şey söylemişsin, "kendi uzantımız gibi görmek"... Bütün sıkıntı da o, değil mi? Bağımsız bir birey yetiştirebilmek için önce bağımsız bir birey olarak kabul edip, o şekilde yetiştirmek gerek... Çok teşekkürler güzel yorumun için ♥

Havva Peynirci dedi ki...

ben de anne değilim,ve bir sürü(her anne için geçerli değil,ama çoğunluğu)anne olsaydın anlardın demesine sinir oluyorum!
ne anlardım! sen beni bi anlamaya çalış bakim,bütün saçma sapan davranışlarınla çocuğu maymun edip,sonra onunla toplum içine girip,toplumun canına birlikte okuyup illallah dedirttiğini mi anlamıyorum?
o kadar az ki çevremde aklı başında davranışlardan hoşlanan anne,
illa ki çocuk ayrı bağıracak,anne ayrı!
şunu belirtmek isterim çocuk sahibi olmamak sevgi sahibi olmamak anlamına gelmez!ısrarla belirteyim yani!

safransarı dedi ki...

ve bütün yazının üstüne bir perde çekerek diyorum
sen çok iyi bir anne olursun :)

bahce perim dedi ki...

Sağlık görevlisi olarak gözlemlediğim olgu, anne - baba sakinse çocuk da işleme izin veriyor. Sorun çıkmadan % 85 bağirmadan tedavileri tamamlanıyor.
Anne, endişeli ve kaygılarını kontrol edemiyorsa çocukla bazen iletişim kuramıyoruz. Tedavilerinde
zorlanıyoruz.
Anne olmak çocuğu hayata hazırlamaktır. Korumacı davranmayı abartırsak hayata karşı çaresiz bireyler yetiştiririz.
Sevgilerimle.

bahce perim dedi ki...

Sağlık görevlisi olarak gözlemlediğim olgu, anne - baba sakinse çocuk da işleme izin veriyor. Sorun çıkmadan % 85 bağirmadan tedavileri tamamlanıyor.
Anne, endişeli ve kaygılarını kontrol edemiyorsa çocukla bazen iletişim kuramıyoruz. Tedavilerinde
zorlanıyoruz.
Anne olmak çocuğu hayata hazırlamaktır. Korumacı davranmayı abartırsak hayata karşı çaresiz bireyler yetiştiririz.
Sevgilerimle.

Emel Sevren Pınar dedi ki...

bu gözlem için yurt dışına çıkmaya gerek yok, en basitinden bir tatil köyünde, elinde tabakla çocuğun peşinden koşan anne figürü TÜRK'tür, mama sandalyesinde döke saça spagettisini yiyen çocuğun annesi yabancıdır, avrupalıdır, amerikalıdır. Anne yemeğini ayrı alır, çocuk emekleyerek, standa ulaşır, tabağını kırma, dökme pahasına yemeğini kendi alır.Yiyebildiği kadar yer, yemez, anne rahat.
Çocuk yetiştirme bilinci, Türklerde hiç yok.Bizde peşinden koşmak, arkasını toplamak, söz hakkı yermemek, bağırmak, ceza vermek var.
Bu kadar eminim.

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Havva Peynirci, Havva'cığım hepimiz çok dertliyiz bu konuda... Malesef sevgili anneler biraz fazla alınganlar, yapıcı eleştirileri bile hakaret olarak algılayıp, derhal saldırıya geçiyorlar...

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

safransarı, hep popülist yaklaşımlar bunlar, heepp :) şaka bir yana, çok teşekkür ederim, ne güzel bir iltifat bu. İleride inşallah diyelim, bir örtüyü de ben çekeyim ;)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

bahce perim, böyle bir yorum öyle hoşuma gitti ki çok teşekkür ederim uzman bir gözden katkın için! Bana da hep öyle gelirdi hastanede bir yanda haykırarak ağlayan çocuklara, diğer yandan da kuzu kuzu oturan çocuklara baktığımda... Demek ki gerçekten de anneniz tavrı belirleyici oluyor. Çok teşekkürler yorumun için ♥♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Emel Sevren Pınar, kesinlikle çok doğru söyledin. Uzaklara gitmeye gerek yok. Geçen haftalarda bir arkadaşımızın evindeki çocuklu misafir hanım arabasına indi beş dakikalık. Geride 4-5 yaşındaki kızı kaldı. Döndüğünde annesine "Anne bak, sen yokken yemeğimi kendim yedim" diye gururla ve heyecanla anlatıyordu. Annesi "aaa ama bak bunlar kalmış" diyerek çatalı kızın elinden kaptı ve kendisi yedirmeye başladı. Üzülüyorum...

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Çok güzel bir yazı, çok yerinde tespitler, kutlarım seni. Yarama da tuz basmışsın, ben de aynen senin gibi düşünüyorum. Valla kimse gelip de anne olunca anlarsın diyemez bu tespitlere, hepsi doğru çünkü. İstisnalar dışında Türk annelerinin tutumu ne yazık ki böyle. Sonra gelsin, kendine güvensiz, ütelek, kompleksli, kendi gerçek varlığının ve gücünün farkında olamayan ama ne yazık ki bir çok konuda da hadsizliğe varacak kadar kendini bir şey sana zavallı bireyler. Ailesinin evinde el bebek gül bebek, suyu bile önüne gelen kazık kadar adamlar ve sonra onların evlenecekleri zavallı kadınlar! Korkak, sinik, bir tuhaf insanlar... Öff.. Biz ne yazık ki kişiliği pek gelişmemiş bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumuz, kimse aksini iddia edemez. Yazık bize. :(