20 Ekim 2014 Pazartesi

Yediğiniz Yiyecekler "Gerçek" Mi?


Başlıktaki soru ne kadar da saçma geliyor, değil mi? Yediklerin gerçek mi? Tabiki gerçek, yiyiyorum ya... Şeklinde şaşkınlıkla cevabı geliyor. Ancak soruyu biraz düşünerek okursanız ve cevabını, yediğiniz yemekleri inceleyerek verirseniz, yanıtınız kocaman bir "hayır" olacak!

Aslında hepimiz biliyoruz ki günümüzde tükettiğimiz yiyeceklerin çoğu fabrikadan çıkıyor. Biz kuzu kuzu, geleneksel yöntemlerle hazırlandığını ve bizlere satışa sunulduğunu sanırken aslında üretimi sırasında içerisine kimyasallar, katkı maddeleri, gelenekselden çok uzak maddeler ekleniyor. Mesela siz de evinize aldığınız yoğurdun bir ay boyunca bozulmadığını, paket içerisinde aldığınız ekmeklerin küflenmediğini ya da sütlerin hiçbir şekilde ekşimediğinin farkında mısınız? Eminim farkındasınızdır...

Doğadan gelen, doğal olan her şeyin son kullanma tarihi var. İnsanın, hayvanın, bitkilerin, her şeyin bir ömrü var ve ömrünü tamamladığında ölüyor, bozuluyor... Ancak paket içerisinde aldığımız hiçbir şey bozulmuyor...

Bu konu hepimizin aklında aslında, biliyorum. Ancak kapitalist sistemin o kadar içerisindeyiz ki günlük hayatımızda tabağımızda olan "şey" hakkında, ne yediğimiz ve kaynağının ne olduğu hakkında sorgulamayı bıraktık, unuttuk, unutturulduk. Sebze yemeği dahi pişirdiğimizde, içerisine koyduğumuz salçanın arka etiketinde yazan malzemeleri araştırmayı bıraktık. Hani şu uzun süre dolapta dursa bile küflenmeyen salçalar... 


Haftasonu dışarıya çıktığımızda yemeyi seçtiğimiz, yemekten başka her şeye benzeyen hızlı tüketim gıdalarını çocuklarımıza yedirmekte sorun görmez olduk. Çikolatalar, gofretler, hap gibi sakızlar, çikolatalı fındık ezmeleri, cipsler, ön kızartma yapılmış paket patates kızartmaları... Hepsini yedik, çocuklarımıza ve ailemize yedirmekten de rahatsız olmadık... Hatta eskiden inekleri olan ve işkence içermeyen yollarla sütleri sağılan ineklerin misler gibi sütleriyle büyümüşken, şimdiki anneler doktorların sözlerine güvenerek çocuklarına süt vermekten vazgeçtiler, onun yerine ne olduğu bilinmeyen toz mamalarla çocuklarını büyütmeye karar verdiler. Toz mama diyorum, ne olduğu belli değil diyorum, fabrika çıkışı diyorum, büyüme çağında olan "doğal" bir varlığa fabrikadan çıkmış mama veriyorsunuz diyorum... Bence bir daha düşünmekte fayda var... Annelere çok yüklenmek istemiyorum ama evindeki meyveden püre yapmak yerine, kavanozda satılan meyve pürelerini çocuğuna veren anneleri bir daha düşünmeye davet ediyorum... Lütfen alınmayın söylediklerime, sadece bir daha düşünün, neyi doğru buluyorsanız o şekilde devam edin, tek istediğim bu...


Sende durum ne, bu kadar konuşuyorsun derseniz ise yanıtımı vereyim. Ben de şu sonra bir kaç aya kadar işten yorgun argın çıktığımda en kolayıma gelen şeyi marketten seçip, üzerine fazla sorgulamayıp, günü geçirme niyetli yaşayıp, kolaya kaçıp, evde ve dışarıda yemek yediğimde "tabağımda ne var, ne yiyiyorum?" diye sorgulamıyordum. Yaklaşık iki, üç aydır bu sorguya başladığımda, beni çok üzen yanıtlar aldım her defasında. "Tabağımda, fabrika çıkışlı, son kullanma tarihi bile öylesine koyulmuş, kimyasallarla dolu, paketlenmiş bir şey yiyiyorum.", "Tabağımda, hayatı boyunca işkenceye maruz kalmış, bir hayatı bile olamamış, belki güneş bile görmemiş bir hayvanı yiyiyorum." "Tabağımda, çok masum isimlerle etiketlenmiş (doğal, geleneksel, katkısız) bir şey yiyiyorum ama içeriğine bakınca hiç de geleneksel değil." gibi onlarca kötü yanıt aldığım şeyleri yediğimi farkettim. 

Aynı dönemde, zaten uzunca bir süredir daha sağlıklı seçimler yapmak üzere kendimi eğitmeye çalıştığım için YouTube üzerinde de pek çok kanalın sıkı takipçisi oldum. Tabiki bu konularda Türkçe videoların olmayışı sebebiyle tüm kaynaklarım İngilizce kanallar oldu. her defasında farklı bir bilgi edindim, her defasında "içerisinde kapılıp gittiğim döngü"yü nasıl kıracağımı, adım adım neler yapmam gerektiğini anlamaya çalıştım. Sonuçta senelerdir böyle bir hayatın içerisinde olunca köklü değişikliker yapma şansımız olmuyor. Olsun, ne kendimizi ne de vücudumuzu yormadan, farkındalıkla başlayan ufak değişiklikle, sonunda daha doğal bir beslenme grafiğine kavuşacağımızı düşünüyorum.

Bu yazıyı yazmaya da aşağıda görebileceğiniz videodan sonra karar verdim. Malesef ki yukarıda da bahsettiğim gibi video İngilizce, bu konuda özür diliyorum ama dili bilenlerin de mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum. Hatta İngilizce bilmeyenler 2:10dk'daki görsellere göz ucuyla bir baksınlar.

Videoda çok severek takip ettiğim Kristina anlatıyor. Bir tabak hamburger ve patates kızartmasını garajında 30 gün boyunca açıkta bırakıyor. 30 günün sonunda hamburger ve patates kızartması aynı duruyor! Küf yok, farklı bir koku yok! Sadece şeklini bozmadan kurumuşlar, taş gibi olmuşlar. Hatta kokusunun bile ilk gün ile aynı olduğunu söylüyor... Aynı deneyi taze sebze ve meyvelerle yaptığında sonuç tabiki çok başka. Değil 30 gün, dördüncü günde bile meyveler küfleniyor, bozuluyor, suları akıyor, sinekleniyor. İşte doğaldan kasıtım bu...


Bozulabilen, küflenebilen, zamanı dolunca ölebilen besinler tüketmeye çalışmak için hiç de geç değil... Ufacık adımlarla da olsa ileriye gitmekten hiçbirimize zarar gelmez... Biz de eşimle beraber bu yolun çok başındayız... Başlangıç olarak hayatımdaki et tüketimimi bıraktım, çok güzel oldu, artık huzurluyum ve bu konuda ayrıca bir yazı mutlaka yazacağım. Eşim ise evimizde artık et pişmediği için et tüketimini çok çok azalttı. Artık dışarıda yediği yemeklerde de sağlıklı tercihler yapmaya, hızlı tüketim yeyeceklerini yememeye, her defasında "Tabağımda ne var, ne yiyiyorum?" sorusunu sormaya çalışıyor, sormaya çalışıyoruz... Bunun dışında ise evimize paketli yiyecek almıyoruz, "İçerisinde şeker var, sakıncalı" diyen doktorların inadına ise meyve yemeye başladık. Sonuçta meyveler topraktan çıkıyor, toplayıcılıkla hayatını geçiren atalarımızın temel besini meyve iken nasıl oldu da zararlı denilmeye başlandı? Tabiki sistem öyle bir işliyor ki meyve yerine fabrika çıkışlı şekerler pazarlanacak. Tabiki o kadar kimyasal şekeri tüketen bünyeye bir de meyve yemek fazla gelecek. Tabiki meyve yerine paketli şeyler tüketilsin istenilecek... Normal şeyler...

Velhasıl, bu yazım çok uzun oldu. Bu konuda henüz hızımı alamadım, başka yazılar da yazacağım mutlaka :) Sabırla okuduğunuz için çok teşekkürler, umarım sizler de "Tabağımda ne var, ne yiyiyorum?" sorusunu kendinize anlık olarak sormaya başlarsınız. Çünkü bir şeyleri bilmek ile o an sormak arasında çok fark oluyor, aklınızda bulunsun :)

Sevgilerimle,




21 yorum:

Havva Peynirci dedi ki...

harika bi konuya değinmişsin,
seni okumak her zaman güzel ve yararlı,
üstelik oldukça akıcı yazıyorsun:))
ben yoğurdumu kendim yapıyorumla başlayabilirim:)
elimden geldiği imkanım olduğunca yediğimiz içtiğimiz elden,evden:)
ama yin de katkılardan kaçamıyoruz ne yazık ki:(
sevgiler
mutluhaftalar

Kitapsız Kedi dedi ki...

Harika bir yazı. Hayatına dair harika bir karar. Ne kadar sevindiğimi anlatamam.Bu konuda daha fazla yazman, daha çok insana ulaşabilmen dileğiyle.

Emrah Ozdemir dedi ki...

Ben bu olayı biliyorum da hiç organik yiyecek yemek istemiyorum. Mesela annem özel olarak köy yoğurdu alır.Ben yemek istemem. :( Sanırım o fastfoodlara fena kaptırmışım kendimi. Ama çok güzel bir konu. Umarım bende uyarım bu yazıya :) Emeğine sağlık.

beyza aydin baser dedi ki...

Ne yiyoruz? sorusu ve cevabı biraz da aileden geliyor sanırım. Annem, babam bu konuda çok hassastı. Köy pazarından, güvenilir yerlerden hayvansal gıdalar alınır (süt, lor, peynir, yoğurt) gibi, meyve ve sebze evimizde çokça tüketilirdi. Sanıyorum öyle bir çocukluk ve gençlik geçirdiğim için, bilinçaltımda güzelce yer etmiş bu durum. İstanbul'da güvenilir gıda tüketmek güç. Marketlerdeki meyve ve sebzeler plastik gibi. Kendimize yakın bir semt pazarından yapıyoruz artık meyve-sebze alışverişini. Süt de alıyoruz güvendiğimiz yerden ve mayalayıp yoğurt yapıyoruz. Paket gıdalardan tükettiğimiz; bakliyat, makarna, kabartma tozu, puding gibi toz tatlılar.Salça, ketçap, mayonez, hazır çorba, gibi ürünler almıyoruz eve. Meyve sularından uzak durmaya çalışıyorum ama içtiğim de oluyor, ne yalan söyleyeyim. Eşim limonata konsantresi yaptı mesela geçen sene, kahvaltıda onu içiyorduk, oh mis! :) Bu sene ilk kez-bir küçük kavanoz da olsa:)-turşu kurdum. Ve çok da güzel oldu:) İnsan bildiğini yiyince mutlu oluyor. Blogumda "doğal şeyler" isminde bir başlık var. Hem çevresel konular, hem de doğal beslenmeye yönelik yayınlar paylaşmaya çalışıyorum. Bu yazınızı okuyunca, tutmayan yoğurttan lor yapma deneyimimi paylaşacağımı anımsadım:) Bu tür paylaşımların çoğalması temennisiyle...
Farkındalık işin temeli. Bundan sonra biraz sabırla her şey çok daha güzel ve güvenilir olacaktır adınıza, öyle düşünüyorum:)

bücürükveben dedi ki...

Müthiş bir yazı bu, evvela eline sağlık.
Ben de çok muzdaribim bu konuda, demişsin ya işkence görmeden süt sağılmış inekler...hiç bilemiyoruz ki, acaba market yerine kapıya gelen sütçüden mi süt alsak diyorum, belki o sütçü ineğine ya da ineklerine daha iyi davranıyordur - bilemiyorum tabii görmüyoruz ki:( ikincisi de hijyen konusu:( sütü mikroplu olabilir diye çekiniyorum ama mahallleli kadınlar sütçüden süt alıyorlar. Diğer tükettiğimiz şeyler de öyle doğal ürünler diyorlar gerçek bile olsa ateş pahası! :( bilemiyorum ne yapacağız?:(

sebuş dedi ki...

Nefis faydalı bir yazı.. kalemine sağlık..
çağımızda hele ki çocuk yetiştiriyorsan dayanılması güç içinden çıkılması daha da güç bir konu bu..
elimizden geldiğince kendi doğrularımız ile yaşamak dileğimle,
sevgiler,

Yasemin dedi ki...

200. olarak geldim bloğuna :) Okuyacağım...

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Yazı şahane. Aklına, kalemine sağlık. Umarım bir gün hepimiz başarabiliriz sağlıklı beslenmeyi.
Bu arada eti bıraktığın için ayrıca tebrik ediyorum, yanaklarından öpüyorum seni!! Çok mutlu oldum. Ben, hala balık yiyen ama en azından kırmızı et ve tavuğu bırakmayı becermiş biri olarak, bu gruba katılanları gördükçe çok seviniyorum. Hayırlı uğurlu olsun diyelim o zaman.:)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Havva Peynirci, çok teşekkür ederim, ne güzel sözler yine ♥♥ Yoğurt yapan çok var hakikaten, çok da kolay sanırım... Ben de denesem diye niyetleniyorum sanırım, bakalım :) Sevgiler ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Kitapsız Kedi, çok teşekkürler ♥ Ufak adımlardayız ama hiç yoktan iyi değil mi... Sonuçta bir anda köklü değişiklikler yapmak o kadar kolay değil ve yeri gelince yıldırıcı da olabiliyor. Ufak ufak, stres olmadan bir yola girdik ;)

Bu konuda çok hevesliyim, mutlaka yazacağım süreçlerimi ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Emrah Ozdemir, ooo olmaz ki amaa... bak fast foodların hamburgerlerinin içerisindeki köftenin ne olduğunu biliyor musunuz? Google'da "meat paste" diye ara, çıkan ilk görsele bak... İşte o macun, sosis ve hazır köfte yapımında kullanılıyor. Köfte yemiyorsun aslında... Biraz araştırınca insan, karşısına çıkan gerçeklerden o kadar rahatsız oluyor ki zaten yemiyor :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

beyza aydin baser, gördüm loru, çok severim, lor ve yoğurt yapacağım ben de heyecanlandım :)) Aynı şekilde ben de öyle yetiştim, ailem de aynı farkındalıktaydı. Ne zaman ki evlendim, uzun mesai saatleriyle çalışıyorum, akşam eve gelince 2.5 senedir ne yediğime bakmaz olmuştum... Uyandım artık, her şey çok daha güzel olacak :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

bücürükveben, çok haklısın Müjde ablacığım, doğal ürünler daha pahallı marketlerde. İşte tam da bu nedenle marketten almamak gerekiyor. Semt pazarları ya da oturduğumuz bölgelere yakın mesafelerdeki küçük tarlalı köylüler, 10 tavuklu bahçeler bulmak lazım. İşte oralarda çok ucuza satıyorlar! Her özgür inek, üretim ve süt çiftliklerindeki ineklerden daha mutludur... Sütleri sağılacak diye işkence çekiyor hayvancağızlar... Bu konularda bir şey yapmak, en azından bireyler olarak bu sektörün bir halkası olmamaya çalışmalıyız... Tabi elden geldiği kadar...

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

sebuş, çok teşekkürler, mutlu oldum güzel yorumuna ♥ Anne değilim, tabiki bilmiyorum günümüzdeki zorlukları ama annelerin biraz fazla kolaya kaçtıklarına şahit oluyorum çevremdeki arkadaşlarımda da... Önemli olan araştırmak, sorgulamak, öğremeye çalışmak zaten... Sonrasında herkes kendi doğrularını kendileri belirleyecek zaten. Sevgilerimle ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Yasemin, gördümmm, çok teşekkürler ve hoşgeldin :))

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Gokkusagi Dosyasi, çok teşekkürler yorumun için ♥♥ Eveeet, benim için çok güzel bir karar oldu, iki aydır temizim ;) Ancak ben de balık yiyiyorum ve bu konuda henüz bir şey yapmak istemiyorum. Balıkların özgürce yaşayabildiği, işkence görmediği, fabrikalaştırılmadığı ve yenilebileceği yönünde fikirlerim var. Onun yerine günümüz fabrikalarından süt içmek ve yumurta yemek ile ilgili daha büyük endişelerim var. Bir sonraki adımım o olacak sanırım. Şimdilik mutluyum, küçük küçük adımlar önemli olan ♥♥♥

Dördüncü Tekil Şahıs dedi ki...

Ben bu soruyu kendime sormaktan çok korkuyorum.Çünkü fast food tarzı şeyleri o kadar çok seviyorum ki.Yerken mutlu oluyorum resmen. Hamburgerin yıllarca insan vücudundan etkilerinin yok olmadığını okumuştum bi yerde.Buna rağmen vazgeçemiyorum ve bunun farkında olup da vazgeçmemek çok acı :))

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Dördüncü Tekil Şahıs, haklısın, aslında orjinalindeki "meat paste" in tadı o kadar kötü bir şey ki, bağımlılığı ve tadını arttırmak adına muhteşeml lezzetler katıyorlar...

O zaman sana tek bir önerim olabilir. İnternette araştır (bilhassa videoları), hayvan çiftlikleri, hamburger köftesinin hazırlanışı... Sonrasında zaten yiyemeyeceğini tahmin ediyorum.

Hepimiz konuları elimizden geldiği kadar araştırsak, sorgulasak, izlesek, okusak ve kararımızı sonrasında versek çok şahane olacak her şey :) Hepimizde sistemin istediği "kabullenmişlik" hali var ve asıl zararlı olan bu...

Dördüncü Tekil Şahıs dedi ki...

Malesef çok lezzetliler off of :)
Biraz araştırmak ve bağımlılıklarımdan vageçmem gerek sanırım. Teşekkür ederim bu faydalı paylaşım için :)

burcuuuuk dedi ki...

Çok güzel yazı ve de çok da faydalı. Etsiz hayata geçişimiz neredeyse aynı zamana denk gelmiş :)
Bu sağlıklı-doğal beslenme konusunda daha çok yazı bekliyorum.
Paketlenmiş gıda konusunda kafam karışık benim. Tamam hazır yemek almıyoruz ama sütünden peynirinden tut makarnasına kadar hepsi paketlenmiş gıda, hepsi fabrikasyon. Tamamen doğala dönmek için vegan olmamız lazım galiba :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

burcuuuuk, evettt, bu mutlu ve faydalı kararı birbirimizen habersiz olarak eş zamanlı almışız :))

Paketlenmiş gıda konusunda çok haklısın. Ben de ne yapacağımı bilmiyorum pek... Şimdi süt konusunu çalışıyorum :) Sütçü arıyorum... İşkencesiz ve makinesiz sağılmış, sağlıklı ineklerin sütlerini içmek istiyoruz. Bir tane Belgrad ormanı yolunda sütçü ve yumurtacı buldum, onu deneyeceğim haftaya :)) Peyniri ise artık hazır kutu peynir yerine, peynircilerden almaya başladım, en azından daha doğaldır gibi geliyor.

Görüyorsun çok heyecanlıyım bu konuda ve öğrenmeye çalışıyorum, elbet yazacağım, hızımı alamıyorum :))