16 Kasım 2016 Çarşamba

Gemi ile Yunan Adaları - Mikanos: Anne Baba Tatili Bölüm 2

Evet bir önceki yazımda kaldığım yerden devam etmek isterim. Eğer hala o yazımı okumadıysanız şuraya tıklayarak yeni pencerede okuyabilirsiniz.



Oldukça zorlu bir gemiye binişin ardından (pasaport vb konularda felaket bir düzensizlik sözkonusuydu) kamaramızın önünde bulduk kendimizi. Tabi bavullarımız da gelmiş ve ilk gemi kamarası tecrübemize doğru hazır bekliyoruz. Bir yandan da tüm gün gezmiş olduğumuz için yorgunluktan kırılıyoruz. Biz fiyatı sebebiyle balkonsuz, camsız iç kamaralardan seçtik. İyi ki de öyle yapmışız, balkon olsaydıy da kullanmayacakmışız ve tüm günümüzü dışarıda geçirecekmişiz. Neyse,mühim değil...

Penceresizlik çok alışık olduğumuz bir şey değil tabi,bunu yoksayamayız. Zaten dar bir alan, zaten alçak tavanlar, zaten gemide olma fikri geriyor derken bir de penceresizlik ilk başta geriyor insanı ama yorgunluk işte,her an her yerde baygın uyuyabilir yapıyor insanı.

Kamaramızda geminin eğlence müdürünün sesiyle ilkiliyoruz. Çeşitli anonslar yapılıyor, gemi kurallarından kısaca bahsediliyor ve bizi biraz sonra yapılacak acil durum tatbikatına çağırıyor. Tatbikata katılıyoruz, kurallara uyuyoruz ve sonrası odaya dönüşle beraber yorgunluktan bayılmaca...

Turumuzun programı hep gece yolculuk, gündüz adalarda durmak şeklindeydi. Yani gözümüzü Kuşadası'ndaki limanda kapatıp,ertesi sabah Mikanos'ta açtık. Gemide kahvaltımızı ettikten sonra hiçbir program yapmadan karaya ayak bastık. Anne baba olunca ve yanında çocuk olmayınca programsızlık denen şey insanı keyiften öldürüyor resmen,o kadar diyeyim... Gemiden inip limandan çıktıktan sonra karşımıza ilk gelen araba kiralamaya girdik, minnoş bir Smart araba kiraladık, işletmecinin verdiği haritayla gideceğimiz plajı seçtik ve bas gaza! Tabi Smart ile öyle gaz falan basılmıyor da anlayın, lafın gelişi.



Adadaki popüler ve maksimum seviyede gürültülü plajlar yerine arkadaşlarımızın da tavsiyesiyle Elia isimli plaja gittik. Araba kiralamadaki işletmecinin "çok uzak" diye seslendirdiği plaj sadece yarım saat mesafedeymiş. Yani Mikanos küçük bir ada,gözünüzde büyütmeyin. Ayrıca İstanbul'da yaşıyorsanız trafik ve mesafe anlayışınız çok farklı oluyor...



Elia plajına vardığımızda ilk anda aşık olduk. Sakin sessiz, turkuaz deniz, mükemmel zevkli dekorasyon, dünyanın en rahat şezlongları derken kendimizi deniz sırasındaki ilk şezlonglarda bulduk. Plajın görevlisinin para almak için yanımıza gelmesi yarım saat sürdü. Yani Türk kafamızı çalıştırırsak, o yarım saatte denize girip çıkıp gidebilirdik. Medeniyet işte...

Hemen Elia'nın mis denizine girmek niyetindeydik ki ayağımızı bir soktuk,ben böyle soğuk deniz görmedim! Kaç derece bilmiyorum ama çok çok soğuktu... Benim girmem sanırım yarım saati buldu. Yüzdükçe ısınır, alışır ya insan soğuk suya, alışamadık. YüDükçe hala ayklarımız buz gibiydi. Ben ki soğuk debiz sevmeyen bir insan, keyif alamadım bu nedenle. Sonunda dayanamayıp çıktık yarım saatin ardından. Buz tutmuş vücutlarımızı sıcacık güneşe bir yaymışız, yayış o yayış, öyle yemeğine kadar kımıldamadık.

Daha evvel yurtdışında denize girmemiştim. Yani sadece Türk plahlarındaki deniz kültürünü bilirim. Avrupalılar pek keyifliymiş. Çıt yok, herkes sessiz sakin konuşuyor, denizde çığlık kıyamet yok,kimse birbirine bakmıyor,klübe gidermiş fibi giyinmiş makyajlı kadınlar yok, herkes normal mayolu bikinili... En saçma ama dikkati çeken konu ise kurulanmamaları oldu. Yani denizden çıkıyorlar, kendilerini pat diye şezlonga atıyorlar. Denizden çıkıp da havlulara sarınıp kurulanan sadece bizdik. Sanıyorum ki milletinizde yaygın olan "üşütme" mantığıyla gelişmiş ve hepimizi sarmış bu kurulanma alışkanlığı.

Bu mükemmel keyifli plajın akşamüzerine kadar tadını çıkarttık. Sonrasında minik arabamıza atlayıp merkeze geri döndük. Merkezde meşhur yeldeğirmenlerini görmeden Mikanos gezisi olmazdı tabi. Daracık yollardan kıvrılıp değirmenlere geldik, manzarayı izledik.





Arabamızı kiralama şirketine geri teslim ettikten sonra gemi yolunu tuttuk, temizlenip paklanıp, yemeğimizi yedikten sonra tekrar gemiden inip bu defa da merkezin tadını akşam çıkarymaya gittik. Merkezdeki çarşının, ara sokakların, eğlenceli ışıl ışılllığın tadını anlatamam. Bayıldık... Tüm akşamımızı Mikanos'un sokaklarında geçirdikten sonra gemimize geri döndük ki uyuyup ertesi günkü Santorini gezimize hazır olalım.


Lafın sonunda biraz da Mikanos'tan bahsetmeden olmaz... Bildiğiniz Yunan adası... Beyaz evler,mavi duvar üstleri, çorak... Çorak derken şaka yapmıyorum, sadece toprak ve çalı çırpı var; ağaç görmedim hiç... Bizim Ege ve Akdeniz kıyılarındaki gibi denize değen çam ormanları beklemeyin. Ayrıca yavaş hayatlı, geniş insanlar... Rahatlar, sakinler; Kıbrıs ya da sahil kasabaları gibi düşünün... Merkez dışında hiçbir aktivitesi yok. Sahil şeridi boyunca çeşitli özel ve halk plajları var, o kadar. Merkez ise tadından yenmez... Dar sokaklar, ışıl ışıl lambalar, koyu sohbetler, lezzetli yemekler, bol kahkaha.

2 yorum:

Kozmetik Aşığı dedi ki...

Ne güzel yazı olmuş^^ biz de kızlı erkekli kediliyiz:p henüz çocuk yok:p lütfen dha sık yazın^^ mikanosta denize girmek için en iyi zaman ne zaman acaba? ben de soğuk denizi sevmiyorum:(

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

@kozmetik aşığı, çok memnun oldum beğendiğine 😊 keşke daha sık yazsam ama nüfus çoğalınca koşturmaca da çok oluyor 😁 ne zaman uygundur bilmiyorum ama biz eylül'de girdik soğuktu çok çok çok 😨