21 Mart 2014 Cuma

Paris'te Geceyarısı

Geçen haftasonunu eşimle beraber birbirimize ve evimize ayırdık. Arada böyle yapmak gerekiyormuş... Başbaşa, belki ufak bir kahve ya da kahvaltı için dışarıya çıkıp, evde dinlenmek, bir o koltukta bir bu koltukta uyuklamak, bol bol film seyretmek, abur cubur yemek, sohbet etmek... İşte biz bunu yaptık, birbirimizin ve evimizin tadını çıkarttık... Böyle bir haftasonunun tacı da birbirinden güzel filmler, diziler oldu... Hani battaniyeye sarılıp, bir yanına sevdiğin, diğer yanına pisiciklerini aldığın; çayla ve çerezle taçlandırılan cinsinden... 

İzlediğimiz filmlerden birisi bizi çok etkiledi "Midnight in Paris" (Paris'te Geceyarısı)... Paris'i henüz filmler dışında görememiş olsam da, kalbimde yeri başkadır... Kim bilir, hayat süprizlerle dolu, yolumuz düşer bir gün Paris'e ♥

Lafı her zamanki gibi fazla dolandırdım, kusuruma bakmayınız... Bahsi geçen filmin, fragmanını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. Yazımın bundan sonrasında filmle ilgili konuya girip, kıssadan hisse yapacağım. Eğer ki derseniz "Ben bu filmi izleyeceğim, hakkında bir şeyler duymak istemiyorum" o zaman bu yazı pek size göre değil, izledikten sonra beklerim :) 

Filmdeki karakterimiz, kendini mutlu varsaydığı ama aslında mutsuz olduğu bir ilişki içerisinde kalmış; hatta nişanlanmış ve evlenme arifesinde. Nişanlısı güzel mi güzel hanımefendi ile düşünceleri, hayata bakışları ve beklentileri o kadar farklı ki... Beyimiz 1920'lerin Paris'ine aşık, Paris'te yağmurlu havalarda yürüyüş yapmak isteyen, hatta Amerika'dan taşınıp Paris'e yerleşme hayali kuran bir karakter Malesef ki nişanlısı, bu hislerinin hiçbirine ortak olamıyor... 

Karakterimiz hayatından sıkıldığı, yakalayamadığı mutluluğunun sebebini yanlış yılda yaşıyor olmasına bağladığı bir sırada, "bir şekilde" her akşam düzenli olarak 1920'lerin Paris'ine gitmeye başlıyor. Ünlü yazarlarla tanışıp, partilere katılılıp, dönemin tüm cazibesini yaşarken o yıllardaki bir kadına aşık oluyor... Yazar dostunun dediği gibi "Bir kadını öperken ölümden korkmadığını, ölümsüz olduğunu hissetmelisin" duygusunu yaşadığı bir kadın...

Karar veriyor ki 1920'lerde daha mutlu... Aşık olduğu bu kadına, bu güzel haberi vermek ve artık 1920'lerin Paris'inde kalacağını söylemek için gittiği bir akşamda, aşık olduğu kadın da "Aslında Paris'in altın çağı daha eskiler, ben daha eski bir dönemde yaşamak istiyorum." diyor ve yine "bir şekilde" biraz daha geçmişe gidiyorlar. Gittikleri yılda kalmak istiyor kadın... İşte bu noktada karakterimiz olayı çözüyor "Herkes daha eskide yaşamak istiyor, mutlu olacağını düşünüyor. Mutsuz olduğumuz "yıl" değil, içinde bulunduğumuz durum aslında..." Bu keşfini kadına anlatmaya çalışsa da kadın o yılda kalmaya karar veriyor ve karakterimiz de 2000'lere, yani kendi yılına geri dönüyor. 

Bu defa mutluluğunu yanlış yılda yaşıyor olmasına bağlamak yerine, bulunduğu yılda daha mutlu olmaya çalışması gerektiği için ilk iş olarak nişanlısından ayrılıyor ve Paris'e yerleşme kararı alıyor. Hayatını düzene koyduğu ve mutluluk için adımlar attığı sırada onunla aynı hayalleri ve zevkleri paylaşan Paris'li bir kadınla tanışıyor...

Film bittikten sonra düşündük biz de bir süre.... Önemli olan şuan içerisinde bulunduğumuz zamanı güzelleştirmek, hayatımızdaki insanla aynı hayalleri paylaşıyor olmak... Böyle birisini bulduysak sıkı sıkı sarılalım ve beraber kurduğumuz hayalleri bir bir gerçekleştirmeye çalışalım... Eğer ki böyle birisini bulamadıysak da aramaya devam edelim. Nasılsa bulamadım diyip de asla ve de asla "Bari bu olsun"la yetinmeyelim...

22 yorum:

Burcunun Dünyası dedi ki...

Bari bu olsunculuğa şiddetle karşıyım :)
Güzel bir filme benziyor, sen de beğenip üzerine yazı yazdığına göre mutlaka izlemem gerek...
Ve umarım en kısa zamanda sevdiceğinle Paris'e yolunuz düşer :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Burcu'cuğum, kesinlikle, hayatımınız hiçbir yerinde "bari bu olsun" dememeliyiz, bundan daha kıymetliyiz ;)

Film belki çok güzel olmayabilir ama mesajı hoşumuza gitti bizim de :)

İnşallah, bakalım ♥

Hazel Çelik dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hazel Çelik dedi ki...

Romantik komedi tarz filmleri her ne kadar sevmesem de fragmanını çok beğendim :))

darkolivee dedi ki...

Bu filmi izlemek isteyip bir türlü izleme fırsatı bulamadığım için fragmandan sonrasını okumadım :)
izledikten sonra görüşmek dileğiyle :)

bücürükveben dedi ki...

ben filmlerin hikayelerini duymayı dinlemeyi sevenlerdenim...ne kadar öğrensem de filmin heyecanını kaçırtmıyor...sonuna kadar okudum o yüzden çok ilginç geldi...
teşekkürler:)

İki Balık Bir Kedi dedi ki...

Benim de çok sevdiğim bir filmdir :)

deeptone dedi ki...

heey. çok severim bu filmi ki. bakın blogumda film listeleri var, orda en iyiler de var, dört puanlıklar, bu film de onlardan, dilediğiniz zaman o listelerden klas filmler seçip izleyin. :)

şeker yazıyorsunuz. bilokuma da hoşgeldiniiz. görüşürüz. :)

Havva Peynirci dedi ki...

ben bu filmi seyretmedim,nası kaçırmışım,konu tam benlik,izlemeliyim
sevgiler

Aner dedi ki...

Senin anlatimin cok hos . belki cok garip gelecek ama romantik, romantik komedi, muzikal bu tarzlarda film asla izlemem.. Garip bi sekilde cok cok sikici gelir bana.. Ama simdi sen boyle anlatincada canim cekti anlatmak istedigi guzele benziyor, yeminimi bozsam da bi denesemmi dedim :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Hazel Çelik, fragmanın güzelliği Paris'in büyüsünün etkisinden diyelim :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

darkolivee, çok iyi yapmışsın, sinir olurum izlemediğim filmi anlatanlara ben de :) çok doğru yerde bırakmışsın ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

bücürükveben, ah ne güzel bir özellik... bana da başkaları filmi anlattıklarında tadı kaçıyor, fragmanını izlemem yeterli, fazlasını sevmiyorum :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

İki Balık Bir Kedi, pek çok izleyen varmış, ben geç kalmışım demek ki :) Paris... Çok güzeldi :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

deeptone, filmlerini takipte olacağım mutlaka ;) ayrıca asıl ben senin bilokuna bayıldım, hoşbuldum :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Havva Peynirci, tatlı bir film, tebessüm oluyor insanın yüzünde, tavsiyemdir... Güzel Paris sokakları, şık 1920 kıyafetleri ve eğlenceleri...

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Aner, ah çok teşekkürler yorumun için, içimden gelen konuları yazdığım için keyifle anlatıyorum, ondandır :)

Bu tarz filmleri çok sevmiyorsan hiç bulaşma bence :) İki saatinin sonunda "Ahh bir kızlı, erkekli vardı, bir de kedisi vardı, hep onların yüzünden ziyan oldu 1.5 saatim" dersin, üzülürüm :))

deeptone dedi ki...

ayy sabah sabah bayılmaaaa noluuurr :))

Manolya Özkan dedi ki...

Ay bu filmi bayılarak izleyip blogumda yorumlamistim ben de gerçekten cok seviyorum. Bana da beklerim =)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Manolya Özkan, değil mii, pek güzel ve keyifli bir filmdi ♥

Maviye iz süren dedi ki...

merhaba:)
blogunuza üye olmak için uğraştım fakat olmadı, genel bir sorun var hiç bir bloga üye olamıyorum:(

bu filmi izlemiştim, paris'ten çok güzel manzaralar var ve konusu da edebiyat içerikli olduğundan bana yakın gelmişti:)
sevgiler

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Maviye iz süren, malesef takip sistemi hiçkimsede çalışmıyor :( çözüm bulacağız elbet ama nasıl, bilemedim... (sadece blogger ana panel ekrandan, okuma listesine ekle'ye basıp, direkt sayfa linki ile ekleyebilirsin)

Çok teşekkür ederim, geldiğin ve yorum bıraktığın için ♥